Friday, 18 June 2010

Rachmaninov

Uzaklardan bir yerlerden bir haber aldım bugün. Hayallerinin peşinden giden birinden bir haber aldım. Mutluluğun haberini aldım. Gidemeyecek olmama üzüldüm. Boğulduğum hayatımı bırakamayacağım, biliyorum. Göz altlarım mor uyanmaya devam edeceğim her gün. Böyle böyle çürüyüp yok olacak güzelliğim, heyecanlarım, çocukluğum, gençliğim, hayatım. Herkes bana saçmalamamamı söyleyecek. Ben de sırf bunu duymamak için konuşamayacağım kimseyle. Saçmalayamayacağım. “Herkesin sorunları var..“ “Kim tam anlamıyla mutlu ki..” “Bunun için değer mi bu kadar üzülmeye..” “Sen güçlü birisin..” “Sen herşeyin daha iyisini hak ediyorsun..” “Hayat güzel şeyler getirecek sana..” “Daha yolun başındasın..” “Sen çok iyi birisin..” “Daha ne yaşadın ki..” Sahi, ben ne yaşadım ki? Yaşayamadım ki bir türlü. Her seferinde bir seviye daha ileri oldu önüme çıkan saçmalıklar. Uyuştuğumu hissediyorum artık. Tam anlamıyla kızamıyorum, tam anlamıyla üzülemiyorum, tam anlamıyla sevinemiyorum, hakkını vererek ağlayamıyorum. Uyuşuyorum, hissizleşiyorum. Bir duygunun hissedememesi nasıl bir eziyettir kimse bilmez. Özünü kaybetmek gibi bir şey bu. Hislerini kaybetmek. Hayat boyu anıldığın şekli kaybetmek.

Öğüt vermeyin bana. Üzülme demeyin. Saçmalama demeyin. Daha çok küçüksün sakın demeyin. Siz öyle dedikçe ben daha da yalnızlaşıyorum. Kendimden bile kaçıyorum. Gitmek istemem bundan işte. İster takıntı deyin, ister saçmalık.
Ben gidince üzüleceksiniz. Ama sadece bir süre. Sonra unutacaksınız. Benim sizde bıraktığım bir iz yok çünkü. Benim hayata bırakabildiğim hiçbir şey yok. Benim size bırakabildiğim bir şey yok.

Ben gidince annem üzülecek, hırpalıyacak kendini. Kendini bir türlü bulamamış, güvensiz, buruk, hep yanlış tercihler yapan, hiç büyüyemeyen çocuğu için ağlayacak. Ona karşı hep kapalı olduğum, hiçbir şey paylaşmadığım için beni suçlayacak. Onu hiçbir zaman anlayamadığımı, onu sevmediğimi, onu hep eleştirdiğimi düşünecek. Aklına güzel bir anı gelmeyecek büyük ihtimalle. Ona rağmen eksikliğimi çok hissedecek.

Ben gidince babam üzülecek, çok canı yanacak. Hiçbir şey paylaşmasa bile hayattaki tek gerçek yakını yok olacak. Övündüğü, bakınca içi gittiği çocuğu da onu bırakıp gitmiş olacak. Dünyanın en yalnız insanı olduğunu daha yoğun hissedecek.

Ben gidince kardeşim üzülecek, içindeki boşluk büyüyecek. Asla olmak istemediği insan olsam da onu kayıtsız şartsız seven, ona aşık olan ablasını, sonsuz kere sığınabileceği kolları, hayatının her anındaki desteğini, yanında konuşmak zorunda olmadığı, kendini açıklamak zorunda olmadan yatıp ağlayabileceği, soru gelmeyecek kucağını, yargılanmamayı kaybedecek. Ben gidince en büyük kötülüğü, bencilliği ona karşı yapacağım.

Ben gidince diğer yarım üzülecek. Pizzadan, tavuktan, tuşudan eski tadı alamayacak. Belki ağzından çıkan tek heceden ne söyleyeceğini başka kimse anlamayacak. Neden gittiğimi hep merak edecek. Benim için üzülecek. Başıma gelenlerden ve beni çürütenlerden nefret edecek.

Ben bir gün gideceğim. Kendim için bir şey yapıp gideceğim. İçimde kalacak yumrularımla gideceğim. Görmek istediğim yerleri görmeden, benliğimi hissettiğim işi yapamadan, insanların duyunca ağladığı bir şarkı olamadan, tüylü, tombul, başına buyruk bir serçe olamadan, her bakışımda bir kere daha aşık olduğum erkeğim bebeğimi kucağıma vermeden, düşlediğim gibi sevilmeden, kendime yetemeden, eksik kalarak gideceğim. Dünyada, dünyalılarla yaşamayı başaramamış bir noktacık olarak gideceğim.

Sakın benim için üzülüp de kendinize haksızlık etmeyin. Bana verdiğiniz öğütleri uygulayın siz insanlar. Ben insan olamadım. Siz olun, siz kurallara göre oynayın, eğer yapabilirseniz.

Tuesday, 15 June 2010

Ne yaptım biliyor musun?

İlk defa gözlerimi sımsıkı kapamadım. Ya da kapayamadım diyelim. Biliyordum böyle bir son olacağını, ne zaman gelecek diye bekliyordum. Yine de çok canım acıdı.
"Git desem de kal desem de yaş dolar gözüm. Dokunma yaralarıma, içimde çıkmaz yollara. Yapma, dudaklarınla kalbime dokunup onu acıtma. Vurma yaralarıma. Kar yağmasın baharıma. Yapma, dudaklarınla kalbime dokunup onu acıtma.."

Gülmeye başlamıştım ben, mutlu olmaya başlamıştım. Yolda yürürken bulutları hissetmeye başlamıştım.
"Açtım ellerimi dilenci gibi. Çok görme ne olur, çevirme geri. Küçük bir çocuğun sevinci gibi avuç içi kadar mutluluk yeter.."

Ben mutluluğu yaşarken küçük bir kuş ayaklarındaki minik tırnaklarını içimde bir yerlere batırarak beni gerçeklerden koparmamak için uğraştı. Hissediyordum kuşumun bana yardım etmek istediğini. Olabildiği kadar kulak vermeye çalıştım ona.
"İfadende kararsızsın, ışıkların altında. Seni tutan bir şeyler var, korkuların yanında.."

Bir gün oldu, bir akşam. Özlemekli bir akşam oldu. Yakın, içten bir akşam. O akşam kendimi açtım. O akşam inandım ben ona. Dudaklarım inandı, kalbim inandı. İlk defa yanımdan ayrıldığında son kez bakıyormuş gibi bakmadım arkasından.
"Hadi gir ruhuma sar beni, çal fikrimi deli et beni, fırtınalar kopar içimde, unuttur bana kendimi.."

O gece gülücüklerle uyudum. Nereden bileyim keşke uyanmasaydım diyeceğimi? Maalesef uyandım. Öyle bir uyandım ki.. Sudan çıkmış balık oldum. Kendi kendime çırpındım. Nefes alamadım. Bir ağladım, bir güldüm. Duvarlar arasında duramadım. Kızdım neye kızdığımı anlamadan. Kendime kızayım dedim, olmadı. Ona kızayım dedim, o da olmadı. İçimdeki delikle kalakaldım.
"Yerimi bilmem, bilmem ne taraftayım. Sesimi duymam, ne zamandır araftayım.."

Şimdi bilmiyorum neredeyim. Bilmiyorum ne hissedeyim. Bir yanım hala beklerken onu bir yanım arkama bakmadan kaç diyor yalvararak. Kaçmak en iyisi, en doğrusu belki de.
"Hani var ya tutamazsın kendini. Bir ümitle ya olursa dersin hep bile bile herşeyin bittiğini. Sonradan kor ayrılıklar an be an akıp gider zaman sana aldırmadan.."


Biliyorum, bir gün olacak ben arkama bakınca ne hissettiğimi bile hatırlamayacağım. Biliyorum, hayat bana bir sürü sürpriz getirecek. Ben bir gün birini çok mutlu edeceğim. Onu mutlu edebildiğim için kendimi de seveceğim. Şimdi sen bana üzülme diyeceksin yine. Sen istemesen de ben üzüleceğim. Sen olsan da olmasan da üzüleceğim. Çok taze daha herşey. Ben olabildiğince üzüleceğim ve bu sayede atacağım bütün hastalıklı duygularımı kalbimden. Kırgınlığımı sonuna kadar deşerek sivri çakımla, atacağım her parçanı içimden. Bir gün senin bana verdiğin burukluk yalnızca bir çentik olacak diğerlerinin yanında. Ben şarkılarımı hep söyleyeceğim o çentiklerin hepsine tepeden bakarak.
"Sen hey sen
En son giden
Sen sen olmayacaksın
Bana güven istersen
Ne canım böyle yanıp coşacak
Ne bu mevsim hep kış kalacak
Yeniden bulacak birini bu kalp bulacak
O da gitse son olmayacak bana güven istersen
Aynı deftere isimler yazacak ellerim
Yanınıza sevgililer, yeni sevgililer seçecek geceler bilirim
Zor gelecek, çok zor gelecek bazen dostlarım bile
En son sevdiğin, son sevdiğin ben olmayacağım bana güven
Yaz ortasında için bir anda ürperecek
Bir gülecek bir küseceksin ama geçecek
Aşk kendini aşk bizleri zar zor temize çekecek
Senin de boynu bükük bir defterin olacak bir gün
Bana güven."

Sunday, 6 June 2010

Baloons..

Düşünürsün, kurarsın kafanda. Üzülürsün, kararlar alırsın. Aldığın kararları uygulamak için söz verirsin kendine sonu üzücü olsa da. Dudakların burkulur. Göz altların kararır. Kararını uygulayınca kaybetme düşüncesi mutsuz eder. Eninde sonunda kalkarsın yataktan. Gün başlamıştır istemesen de..

Ama sonra kısa bir an olur, tüm kararlardan vazgeçersin. Düşündüğün, kurduğun şeyler uçar gider kafandan. O kararların yerini salak bir sırıtış alır. Yalnızca 10 dakika içinde gelir mutluluk. Şaşırırsın. Uzaklık biter gider. Havanın kapalı olması hoşuna gider. Yağmura bakmak, dokunmak hayat verir. İçindeki sabun köpüğünden yapılmış rengarenk milyonlarca baloncuk ardı ardına patlamaya başlar, bir hoş olursun. Daha çok sırıtırsın. Artık dişlerin görünmeye başlar. Evde yalnız olduğun için sevinirsin. Kimse deli demez sana, görmezler çünkü. Ama sen evin içinde onu görürsün, ona öpücükler atarsın.

10 dakika duyduğun sesi, komodinin üzerine düşen saçının bir teli, aynada kalmış hayali, gülüşünün yaramazlığı, gözlerindeki pırıltılar mutluluk olur. Mutluluk olunca gün daha güzel olur, beklemek daha heyecanlı olur. Herşey bir anda onun kadar güzel olur.

Thursday, 3 June 2010

Köprü

Birçok şey yaşadım. Birçok şey değişti hayatımda. Birçok duygum, davranışım, inancım değişti. Boşlukta gezinen sözlere gülüp geçmeye başladım. Hatta bazılarının doğru olma ihtimali bile olsa arkamı dönmeye başladım. Sessiz kalabilmeyi, bir şeyleri talep etmemeyi başarabildim. Ama nedense kestirip atamıyorum hala. Sonunu gördüğümü, "biz" olamadığımızı gördüğümü, yüzü yüzüme değerken bile benden çok uzakta olduğunu gördüğümü kesip atabilmeyi bir türlü beceremiyorum. Onu bırakamadığım gibi bir de nedense dört elle sarılıyorum belki yeterli sevgiyi, ilgiyi, şefkati verirsem o da bana sarılır diye. Son gücüme kadar her elini uzattığında tutuveriyorum hemen. Parmaklarımla ezberliyorum saçlarını, gözlerini, burnunu, dudaklarını.. Kokusunu içime çekiyorum ki onu çok özlediğimde içimden bir yerlerden çıkıp gelsin burnuma. Gülüşünü fotoğraflayıp göz kapaklarıma yapıştırıyorum uyurken hep görebileyim diye, günü yaşarken gözlerimi kapayıp bir kaçamak yapabileyim mutluluğa diye. Nasıl bir tutkudur bu? Hangi ara esir aldı ki beni? Daha ne kadar oldu ki? Kendime yer kalmıyor bedenimde her beraber olduğumuzda dozunu biraz daha artırarak içimde hissetmeye başladığım için onu. Her gidişinde son kez bakar gibi bakıyorum arkasından. Her gidişinde eziyet ediyorum kendime geri gelmeyecek diye.

Wednesday, 2 June 2010

Soy beni, yatır uykuya..

Aklıma eskilerden bir şarkı geldi. "Güler misin, ağlar mısın, bakar mısın şu halimeeee.." Zaten eve geldiğimden beri tonlarca garip şarkı söyleyip güldüm kendi kendime. Yazma işi iyi oldu son günlerde. Rahatlatmaya başladı beni. Saçmasapan da olsa yazmak güzel. Derdimi kimsenin yorumu olmadan anlatmak, yargılandığımı duymamak ya da görmemek güzel. Yalnız uyuyamama işi kötü oldu. Bayadır kurtulmuştum bu derdimden. Galiba kabusum geri döndü.
Bugün mutluydum. Yeni ev heyecanı sarmıştı beni. Şimdiden çok ısındım oraya. Balkonda ışıkların arasından denize bakarak yazabilecek olma fikri içimi kıpırdatıyor. Bir an önce yerleşmek istiyorum oraya. Ama daha zaman var. Yeni bir bekleyiş daha başladı. Güzel, mutlu bir bekleyiş. Sonunun iyi olacağı düşüncesi tatlı bir işkence yaşatıyor. Sonunda benim olacağını biliyorum. Daha zamanı olduğunu da biliyorum. Acele etmek istiyorum ama kendimi frenliyorum, zaten beklemekten başka yapabileceğim pek de bir şey yok. Acele etmemeliyimmmmm..
Etraf çok sessiz. Karnımdan gelen gurultular bile fısıltı halinde çıkıyor. Neden acaba? Ah, rüzgar ıslık çaldı şimdi sanki beni duymuş gibi. Ne güzel. Gidip bir merhaba diyeyim rüzgara. O tutsun bari elimi.

Monday, 31 May 2010

Haberler

Onlar daha çok küçükler. Ne gördüler ki hayatta? Ne yaşayabildiler ki? Büyükbaşların onlara zorla yaşattıkları çalıntı hayatlarındayken gittiler. Ne için? Kim için? Hangi vatan için? Biz vatan olabiliyor muyuz ki? Kalbim sızlıyor. Soyut sızlamak değil. İnceden inceye, elle tutulurcasına sızlıyor. Daha kaç tane çocuk gitmeli yaşayamadan hayallerini? Büyük oyunlar, büyük hesaplaşmalar içinde daha kaç tane dünyadan bi' haber çocuk uçup gidecek buralardan ne uğruna olduğunu anlamadan?
Bir baba bağırıyor, oğlum bu vatana feda olsun diye. Gurur duyuyorum onunla diye. Yalan tesellilerle söndürmeye çalışıyor ateş olmuş yüreğini. Herkes birbirine nefret kusuyor. Nefret daha çok nefreti doğuruyor. İnsanların tepkileri sınırları aşıyor. Küçük amaçların büyük kurbanları, yalan kahramanları oluyorlar. Herşey nefretten doğmuyor mu? Ne olurdu sevebilsek sanki birbirimizi. Nedir bu kadar paylaşılamayan? Nedir insan hayatından daha değerli olan?
Boğazımda kocaman bir yumru var. Yutkunamıyorum, nefes alamıyorum, ağlarken hıçkıramıyorum bile. Onlar için hiçbir şey yapamıyorum. Güçsüz kalıyorum, aciz, zavallı kalıyorum. O filmdeki gibi televizyonu toprağa gömmek istiyorum. Gömersem haksızlıklar da gömülecekmiş gibi.
Ben kendime acırken bir baba bağırıyor feda olsun evladım bu vatana diye. Onun vatanını ben de görebilmek istiyorum. Belki o zaman yenebilirim kendimi. Belki o zaman korkular yüzünden soyutlandığım hayatlara karışabilirim. Belki o zaman insan olabilirim!

Uykusuz..

İstediğim neydi biliyor musun?
İstediğim mutlu etmekti sadece. Kolaylaştırmaktı hayatını. İçimi gördüğünde kaçmamandı benden. Sabah omzuma konan küçük, sıcak bir öpücükle uyanmaktı. O yüzden çabucak görmek istedim neler olacağını. O yüzden açtım sana kendimi. O yüzden görmek istedim sonrasını. Kaçtığın hayatın ne olduğunu, kaçıp kaçamayacağını, gerçekten değiştirmek isteyip istemediğini çıkmazını görmek istedim. Ruhumda kalan son güçle bekledim. Suskunluğum içimin boşluğundan değil taşmak üzere olmasındandı. Sormadım hiçbir şey. Sormadım çünkü önce seni görmek istedim. Bana verdiğinin kalıp kalmayacağını merak ettim. Belki de son kez denemek istedim. Denedim. Sabırla bekledim. Biliyorum aslında çok hızlı olduğunu herşeyin. Ben arkamdakilerden kaçmak istiyordum. Sanırım sen de bir değişiklik arıyordun. Ben kaçabildim. Arkamdakileri bıraktım geride. Sana anlatmaya çalıştım. Bir yandan korktum beni göstermeye. Susarak saklamak istedim. Sen hazır olmadığımı söyledin. Nereden biliyorsun ki? Kıyaslama dedin. Kıyaslayan ben değildim ki. Zor dedin. Kolaylaştırabileceğimi düşünmedin ki. Sen beni tanımadın ki. Tanıma zaten. Benim sana hayat verebilmem için senin bunu istemen gerek. Benim sana dört elle sarılabilmem için asıl senin buna hazır olman gerek. Sen hazır mısın? Elimi tutmaya, benimle bir maceraya hazır mısın? Ben hiç karamsar değilim aslında. Ben suskun değilim. Sana kendimi anlatabileceğimi düşünseydim konuşabilirdim yanında. Senin bana inanacağını düşünseydim konuşabilirdim.
İstediğim neydi biliyor musun?
Uzakta da olsan bana vermek isteyeceğin bir öpücüktü sadece. Dünyamı değiştirecek, senin olduğuma milyonlarca kez şükredeceğim bir öpücük.
İnanç kaybedilmez zannediyordum. Karamsarlıktan değil, depresiflikten hiç değil. Ne karamsarım ne de depresif. Yalnızca kırgınlıklarım geliyor aklıma. Küçücük bir kız çocuğu oluyorum yatağımda. Pembe hayallerime geri dönmek istiyorum. Tutmak istiyorum onları tekrar. Onlar varken çok mutluydum ben. Hep gülerdim biliyor musun? Gözlerimin içi ışıldardı. Derdim ki bir gün olacak. Bir sürü gün geçti. Bir sürü anı geçti. Bir sürü insan geçti. Hayaller küçüldü. Ben büyüdüm.
İstediğim neydi biliyor musun?
Sokaktan geçen arabalardan birinde olman. İstisnasız hepsinin içine baktım. Aradım seni. Gecenin bu saatinde balkonda oturmuş geçen arabaları gözledim. Bana acele etme dedin. Ben seni tanımak için çok acele ettim.
Şimdi Mayıs'ın son gününde seninle kapatıyorum hayatımın bu bölümünü.