Thursday, 3 June 2010

Köprü

Birçok şey yaşadım. Birçok şey değişti hayatımda. Birçok duygum, davranışım, inancım değişti. Boşlukta gezinen sözlere gülüp geçmeye başladım. Hatta bazılarının doğru olma ihtimali bile olsa arkamı dönmeye başladım. Sessiz kalabilmeyi, bir şeyleri talep etmemeyi başarabildim. Ama nedense kestirip atamıyorum hala. Sonunu gördüğümü, "biz" olamadığımızı gördüğümü, yüzü yüzüme değerken bile benden çok uzakta olduğunu gördüğümü kesip atabilmeyi bir türlü beceremiyorum. Onu bırakamadığım gibi bir de nedense dört elle sarılıyorum belki yeterli sevgiyi, ilgiyi, şefkati verirsem o da bana sarılır diye. Son gücüme kadar her elini uzattığında tutuveriyorum hemen. Parmaklarımla ezberliyorum saçlarını, gözlerini, burnunu, dudaklarını.. Kokusunu içime çekiyorum ki onu çok özlediğimde içimden bir yerlerden çıkıp gelsin burnuma. Gülüşünü fotoğraflayıp göz kapaklarıma yapıştırıyorum uyurken hep görebileyim diye, günü yaşarken gözlerimi kapayıp bir kaçamak yapabileyim mutluluğa diye. Nasıl bir tutkudur bu? Hangi ara esir aldı ki beni? Daha ne kadar oldu ki? Kendime yer kalmıyor bedenimde her beraber olduğumuzda dozunu biraz daha artırarak içimde hissetmeye başladığım için onu. Her gidişinde son kez bakar gibi bakıyorum arkasından. Her gidişinde eziyet ediyorum kendime geri gelmeyecek diye.

No comments: