Monday, 31 May 2010

Haberler

Onlar daha çok küçükler. Ne gördüler ki hayatta? Ne yaşayabildiler ki? Büyükbaşların onlara zorla yaşattıkları çalıntı hayatlarındayken gittiler. Ne için? Kim için? Hangi vatan için? Biz vatan olabiliyor muyuz ki? Kalbim sızlıyor. Soyut sızlamak değil. İnceden inceye, elle tutulurcasına sızlıyor. Daha kaç tane çocuk gitmeli yaşayamadan hayallerini? Büyük oyunlar, büyük hesaplaşmalar içinde daha kaç tane dünyadan bi' haber çocuk uçup gidecek buralardan ne uğruna olduğunu anlamadan?
Bir baba bağırıyor, oğlum bu vatana feda olsun diye. Gurur duyuyorum onunla diye. Yalan tesellilerle söndürmeye çalışıyor ateş olmuş yüreğini. Herkes birbirine nefret kusuyor. Nefret daha çok nefreti doğuruyor. İnsanların tepkileri sınırları aşıyor. Küçük amaçların büyük kurbanları, yalan kahramanları oluyorlar. Herşey nefretten doğmuyor mu? Ne olurdu sevebilsek sanki birbirimizi. Nedir bu kadar paylaşılamayan? Nedir insan hayatından daha değerli olan?
Boğazımda kocaman bir yumru var. Yutkunamıyorum, nefes alamıyorum, ağlarken hıçkıramıyorum bile. Onlar için hiçbir şey yapamıyorum. Güçsüz kalıyorum, aciz, zavallı kalıyorum. O filmdeki gibi televizyonu toprağa gömmek istiyorum. Gömersem haksızlıklar da gömülecekmiş gibi.
Ben kendime acırken bir baba bağırıyor feda olsun evladım bu vatana diye. Onun vatanını ben de görebilmek istiyorum. Belki o zaman yenebilirim kendimi. Belki o zaman korkular yüzünden soyutlandığım hayatlara karışabilirim. Belki o zaman insan olabilirim!

No comments: