Hayaller güzel ve mutlu. Hayaller güvenli. Hayaller benim yaşadığım yer. Hayallerde yaşadıklarım kimselerin bilmediği, kimselerin hissedemediği benden başka. Hayali sahnelerde hayali seyircilere oynadığım hayali senaryolar, hayali tablolardaki hayali siluetim, hayali şarkılarda bahsedilen hayali kadın olmak..
Hayalim ben, gerçek olamıyorum.
Hayalim, gerçeklere dokunamıyorum.
Hayal olarak kalmak istiyorum. Dünyaya çıkmamak istiyorum. Dünyadakilerle tek ilişkim onların rüyalarına kaçıp bedenlerine aşk bırakmak olsun istiyorum. İçimdeki aşkı dağıtmak istiyorum.
Biraz sonra balkondan uçup evlerin ışıklarına basa basa Boğaz’da kayıp giden vapurlardan birinin üzerine tüneyeceğim. Rüzgâr esecek, bana kokular getirecek, güzel kokular. Hepsini içime çekeceğim ve bir daha hiç unutmayacağım. Bütün seslere kapatacağım kendimi. Kulaklarımı kaldırıp cebime koyacağım. Sonra içimde bir müzik çalmaya başlayacak. Etrafımdaki her şeyin birbirinden alakasız, gürültülü senfonileri birbirine karışırken bedenimin içinde sadece beni mutlu eden o müzik olacak. Sonra sessizce parıldayan insanların yanına gideceğim. Omzumu omuzlarına yaslayıp öylece oturacağım bir süre. Zamanı gelince gözlerinin içine bakıp tüm duygularını, içlerindeki en derin, en yoğun anları tek tek okuyacağım. Onlarla tek olacağım. Onlarla hayatı anlayacağım. Onlarla hayat olacağım. Dokunacağım onlara hiç çekinmeden. Onlar bilmeyecek, rüzgâr zannedecek. Parmaklarımdaki sevgiyle, şefkatle uzanacağım yüzlerine. Parmak uçlarımla ezberleyeceğim yüzlerini, tenlerini..
Derken bir martının sabah çığlığıyla gözlerimi açacağım yatağımda. Gördüğüm ilk görüntü pencereme dek yükselen ağacın oynaşan yeşil yaprakları olacak. Sabahın kirlenmemiş havasıyla dolu olacak odamın içi, benim içim. Çift kişilik yatağımdaki tek kişilik mutluluğumun ardından sıyrılma vakti gelecek huzurdan. Rüyamdan arta kalan son damlalar da banyodaki aynanın karşısında yüzümden tek tek akıp lavabo giderinin karanlığına karışacak.
Ve ben kostümlerimi giyip boyalarımı sürüp takıp takıştırıp 25 yıldır bıkıp usanarak sahnelediğim oyunun tekrarıyla seyircilerin karşısına çıkacağım perde kapandığında alkışlanmayı umarak.
Wednesday, 18 August 2010
Tuesday, 17 August 2010
Dantel
Ağzımda belli belirsiz bir tat var şu anda. Sıcacık diyemeyeceğim. Güzel ve iyi hissettiriyor sadece. Tiramisu tadında bir partner, olmak istediğim tek şehirde olabilecek en güzel manzaranın önünde, bir şişe beyaz şarap, içini serinleten bir esinti eşliğinde hayatı anlatmak birbirine.. Sonrasında evinin güven ve huzurunda şarkılar mırıldanarak şehri ve gözlerini kapamış şarkını dinleyen güzel erkeğin hatlarını ve detaylarını izlemek, gözlerinle okşamak saçlarını.. Sıcak ve bunaltıcı bir yaz akşamında çekinmeden sevmek birbirini, sorgulamadan, yalnızca o an sevmek için sevmek.. O anın içinde, onun dokunuşlarında yaşamak.. Her hücrenin terlemesi ve terinin karışması onunkine.. Islak saçlarını koklamak, öpmek alnını güzel başı göğsünde tatlı bir ağırlık yaparken.. Yalnızca bir gece için de olsa insanlığı her yönüyle paylaşmak.. Bakışında kendi bakışını, yansımanı görmek.. Gözlerimdeki gülüşü görmesi ve bunu dile getirip takdir edebilecek kadar erkek oluşu..
Bir pazartesi rüyası oldu hayatımda. İyi ki de oldu. İyi ki de tanıdım, iyi ki de paylaştım beni onunla. Ağzımdaki tadı, bana bıraktığı gülümsemeler, kumral saçlarının rüzgarda oynaşmasının fotoğrafıyla kapıyı kapadım arkasından, bir damla bile üzüntü duymadan, bir an bile pişmanlık hissetmeden.. Tam anlamıyla bir hafiflikle, İtalyan usulü bir veda ile..
Bir pazartesi rüyası oldu hayatımda. İyi ki de oldu. İyi ki de tanıdım, iyi ki de paylaştım beni onunla. Ağzımdaki tadı, bana bıraktığı gülümsemeler, kumral saçlarının rüzgarda oynaşmasının fotoğrafıyla kapıyı kapadım arkasından, bir damla bile üzüntü duymadan, bir an bile pişmanlık hissetmeden.. Tam anlamıyla bir hafiflikle, İtalyan usulü bir veda ile..
Monday, 2 August 2010
Plan
Ruhum gezinmeye başladı yine türlü dünyalarda. İstediğim yalnızca kendimi bulabilmek, gerçek olduğumu hissedebilmek.. Bu hissin geçmesini diliyorum nicedir. Sanki bir ben varım, bir de bedenim var. Ne yazık ki çoğu zaman koordineli çalışmıyorlar. Bölünüyorum. İçinde olduğum yerin çok dışında oluyorum. Hani olur ya bir rüya görürsün, rüyadaki insanları ve yaşananları dışarıdan izlersin sadece. Hayalet gibi. Bazen kendini bile görürsün dışarıdan. Müdahale edemezsin, etmezsin. Sadece bakarsın. Anlamaya bile çalışmazsın. Bakarsın. Öyle işte. Bakıyorum, izliyorum. Görünmemek istiyorum, saklanıyorum. Gözlerime gerçekmiş gibi bir bakış oturtuyorum, beni salıveriyorum havaya. Ben geziniyor. Ben düşünüyor. Ben uçuyor. Beden robotlaşıyor. Beden esprilere gülüyor, beden konuşmalara katılıyor, beden yazıp çiziyor. Ben uçuyor. Ben uyuşmuş. Ben kaybolmuş. Ben nereye gideceğini bilmiyor. Ben ne istediğini bilmiyor. Ben sadece uçuyor. Ben bedenle birleşmeyi bekliyor. Ben bir şeylere tutunmayı, ben bir amaç bulmayı bekliyor. Ben bedeni doldurabilmek istiyor.
Tuesday, 27 July 2010
Bal kaymak
Bugün..
Sihirli kelime bugün..
Hafızamın bu duruma gelmesinin nedeni ben miyim acaba? Hiçbir şey hatırlamamak, unutmak istediğim bir şey miydi aslında? Herşeyi unutmak benim tercihim miydi?
Geriye dönüp baktığımda herşey flu, herşey bulanık, yarım yamalak.. Anılarım yok oluyor, hissettiklerim yok oluyor.. Yaşanmamış gibi..
Demek ki aslında önemli olan bugün. Yaşamak aslında bugünde. Önemli olan herşey bugünde. Bugünler, yarın unutulacak dünler.
Yaşamak ne kadar kolay aslında. Yaşayacağın sadece bir gün. Sağlam yaşarsan bugünü yarın da sağlam olur. Yarın henüz yaşanmamış bugün olur. Sıkıntı niye, üzülmek niye? Nasılsa unutulmayacak mı?
Diyorum ama.. Engel olamıyorum yarım kalmalara, engel olamıyorum boğazımdaki yumrulara, engel olamıyorum kalbimin kanamasına.. Engel olamıyorum işte..
Unutacağımı bildiğim her hissi çok derinden yaşamamayı öğrenemedim. Çürüklerin ilerlemesini durduramıyorum. Sevginin, anlayışın yerini sinir, öfke ve bencilliğin almasını durduramıyorum.
Solan bir çiçek gibi kapanıyorum içime. Unutulmuş ve unutulacak dünlerin, yüzlerin, seslerin, dokuların içinde renkli yapraklarımdaki su, hayat çekiliyor yavaş yavaş. Rengim parlaklığını kaybedip sönük bir sarıya dönüyor.
Sağlam bugünlerde suyumu arıyorum. Umutlar, hayaller geri gelin.. Aşk geri gelsin.. Aşkın her türlüsü geri gelsin. İyi kötü fark etmez.. Bencilliğimi alsın yeter. Yeniden hissedebileyim yeter. İçim aksın, sevgi gelsin, renkler gelsin, bugün gelsin.
Gelsin..
Ya da ben gideceğim..
Sihirli kelime bugün..
Hafızamın bu duruma gelmesinin nedeni ben miyim acaba? Hiçbir şey hatırlamamak, unutmak istediğim bir şey miydi aslında? Herşeyi unutmak benim tercihim miydi?
Geriye dönüp baktığımda herşey flu, herşey bulanık, yarım yamalak.. Anılarım yok oluyor, hissettiklerim yok oluyor.. Yaşanmamış gibi..
Demek ki aslında önemli olan bugün. Yaşamak aslında bugünde. Önemli olan herşey bugünde. Bugünler, yarın unutulacak dünler.
Yaşamak ne kadar kolay aslında. Yaşayacağın sadece bir gün. Sağlam yaşarsan bugünü yarın da sağlam olur. Yarın henüz yaşanmamış bugün olur. Sıkıntı niye, üzülmek niye? Nasılsa unutulmayacak mı?
Diyorum ama.. Engel olamıyorum yarım kalmalara, engel olamıyorum boğazımdaki yumrulara, engel olamıyorum kalbimin kanamasına.. Engel olamıyorum işte..
Unutacağımı bildiğim her hissi çok derinden yaşamamayı öğrenemedim. Çürüklerin ilerlemesini durduramıyorum. Sevginin, anlayışın yerini sinir, öfke ve bencilliğin almasını durduramıyorum.
Solan bir çiçek gibi kapanıyorum içime. Unutulmuş ve unutulacak dünlerin, yüzlerin, seslerin, dokuların içinde renkli yapraklarımdaki su, hayat çekiliyor yavaş yavaş. Rengim parlaklığını kaybedip sönük bir sarıya dönüyor.
Sağlam bugünlerde suyumu arıyorum. Umutlar, hayaller geri gelin.. Aşk geri gelsin.. Aşkın her türlüsü geri gelsin. İyi kötü fark etmez.. Bencilliğimi alsın yeter. Yeniden hissedebileyim yeter. İçim aksın, sevgi gelsin, renkler gelsin, bugün gelsin.
Gelsin..
Ya da ben gideceğim..
Monday, 26 July 2010
Ateş böceği.. Evet, evet bu bir ateş böceği.. Demek ki onu görmek için en karanlık anı beklemek gerekiyor. Demek ki aslında derin karanlıklardan korkmamak gerek. O karanlıkların içinde aslında ateş böcekleri gizleniyor. Karanlığın içindeyim, uzaktan görüyorum onu. El sallıyor sanki. Ya da bana öyle geliyor. Yaklaşmalıyım ona. Çekinerek, ürkerek atıyorum adımlarını ona doğru.
Uzun zamandır beklediğim bu minik ateş böceğiydi. Şimdi gitmeliyim ona doğru.
Uzun zamandır kalbim küçük şeker parçaları pompalamamıştı kanımın içine karışan.
Uzun zamandır beklediğim bu minik ateş böceğiydi. Şimdi gitmeliyim ona doğru.
Uzun zamandır kalbim küçük şeker parçaları pompalamamıştı kanımın içine karışan.
Monday, 19 July 2010
Özet
First, there is desire.
Then, passion.
Then, suspicion.
Jealousy.
Anger.
Betrayal.
When love is for the highest bidder, there can be no trust.
Without trust, there can be no love.
Jealousy, yes, jealousy will drive you mad.
Then, passion.
Then, suspicion.
Jealousy.
Anger.
Betrayal.
When love is for the highest bidder, there can be no trust.
Without trust, there can be no love.
Jealousy, yes, jealousy will drive you mad.
Şifa
Toparlanıyorum sanki. Acaba tekrar aynı yanlışlara düşecek miyim? Aynı hatalara düşüp üzecek miyim kendimi?
Bana yazılar yazdıran esinti uçtu, gitti. Sanki onu hiç tanımamış gibiyim. Halbuki dibe vurduğum anları yaşadım o varken. Aslında o hiç olmadı da ben olabilir sanmıştım. Bu denemem de başarısız olunca dibe vurmuştum. Onunla ilgisi yoktu yani. Ona olan kızgınlığımın ve kırgınlığımın çok kısa sürmesinin nedeni de budur sanırım. Aslında o olduğu gibi olmaktan başka bir şey yapmamıştı. Ben onu kafamda farklı yaratmıştım. Ona sığınmak istemiştim geçmişi geçmişte bırakabilmek için. Aslında hayatıma girmesindeki amaca ulaşılmıştı. Görevini tamamlayıp gitmesi beni üzmüyor şimdi. Yolu açık olsun.
Peki ya şimdi geçmişle neler olacak? Eski özlemler geri gelecek mi? Eski hisler? Yalnızca dokunmaya, dokunulmaya, sevilmeye, özlenmeye olan açlığımın yanlış yollara itmesi korkutuyor beni. İradesizliğime bir kez daha yenilmek küçük düşürecek beni kendi gözümde. Kendime olan sevgimin boyutlarını düşünürsek pek de iç açıcı bir tabloyla karşı karşıya kalmayacağımızı görebiliyorum. Yapılacak herşeyi bilip de yapamamak ne demek? Mantık kayboluyor görünmez duyguların, görünmez elektriklenmelerin ardında.
Hiç mi güvenmiyorum artık sana yoksa içten içe n’olursa olsun deyip teslim olmak mı istiyorum bana yaşatacaklarına? Çelişkiler geldi yine. Duyduklarımı unutamıyorum bir türlü. Yaşadıklarımızı ben biliyorum. Seni gördüğüm zamanlardaki heyecanlarımı, bana sarıldığında kalbinin nasıl çarptığını ben biliyorum. Ama ya duyduklarım? Ya duyduklarım gerçekten senin tarafından dillendirildiyse? Soramıyorum da sana. Onaylamandan korkuyorum. Ben herşeyi kirlettim demenden korkuyorum. Eğer gerçekten sen kirlettiysen herşeyi hala bana bakacak, benimle zamanı paylaşacak kadar rahat olabilmen korkutuyor beni. Perdenin arkasında sakladığın benliğini sadece bana karşı sakladığını, aslında yalnızca beni perdenin arkasında sakladığını öğrenmek ne yapar bana? Benim kafamda yalnızca sen ve ben varken, senin hayatında küçük bir çekmecede kilitli olmak, herkese beni küçük oyuncağın olarak anlatmanı öğrenmek nelere sebep olur? Şimdi sana olan hissizliğimin sebebi bu ihtimal işte. Bana ulaşmaya çalıştığında, karşımda durduğunda yüzünde kara boyalar görüyorum. Temizleyebilecek misin o boyaları? Peki benim yüzüme çaldığın, bulaştırdığın kara boyalar nasıl temizlenecek? Hadi diyelim uğraştık, didindik, belli belirsiz kalıntılarla temizledik pislikleri, ya sonra? Aynı yollardan mı yürüyeceğiz tekrar? Attığımız adımlar çamurlu sokaklara doğru mu olacak yoksa temiz ve güvenli caddelerde yan yana mı yürüyeceğiz bu kez?
Bana yazılar yazdıran esinti uçtu, gitti. Sanki onu hiç tanımamış gibiyim. Halbuki dibe vurduğum anları yaşadım o varken. Aslında o hiç olmadı da ben olabilir sanmıştım. Bu denemem de başarısız olunca dibe vurmuştum. Onunla ilgisi yoktu yani. Ona olan kızgınlığımın ve kırgınlığımın çok kısa sürmesinin nedeni de budur sanırım. Aslında o olduğu gibi olmaktan başka bir şey yapmamıştı. Ben onu kafamda farklı yaratmıştım. Ona sığınmak istemiştim geçmişi geçmişte bırakabilmek için. Aslında hayatıma girmesindeki amaca ulaşılmıştı. Görevini tamamlayıp gitmesi beni üzmüyor şimdi. Yolu açık olsun.
Peki ya şimdi geçmişle neler olacak? Eski özlemler geri gelecek mi? Eski hisler? Yalnızca dokunmaya, dokunulmaya, sevilmeye, özlenmeye olan açlığımın yanlış yollara itmesi korkutuyor beni. İradesizliğime bir kez daha yenilmek küçük düşürecek beni kendi gözümde. Kendime olan sevgimin boyutlarını düşünürsek pek de iç açıcı bir tabloyla karşı karşıya kalmayacağımızı görebiliyorum. Yapılacak herşeyi bilip de yapamamak ne demek? Mantık kayboluyor görünmez duyguların, görünmez elektriklenmelerin ardında.
Hiç mi güvenmiyorum artık sana yoksa içten içe n’olursa olsun deyip teslim olmak mı istiyorum bana yaşatacaklarına? Çelişkiler geldi yine. Duyduklarımı unutamıyorum bir türlü. Yaşadıklarımızı ben biliyorum. Seni gördüğüm zamanlardaki heyecanlarımı, bana sarıldığında kalbinin nasıl çarptığını ben biliyorum. Ama ya duyduklarım? Ya duyduklarım gerçekten senin tarafından dillendirildiyse? Soramıyorum da sana. Onaylamandan korkuyorum. Ben herşeyi kirlettim demenden korkuyorum. Eğer gerçekten sen kirlettiysen herşeyi hala bana bakacak, benimle zamanı paylaşacak kadar rahat olabilmen korkutuyor beni. Perdenin arkasında sakladığın benliğini sadece bana karşı sakladığını, aslında yalnızca beni perdenin arkasında sakladığını öğrenmek ne yapar bana? Benim kafamda yalnızca sen ve ben varken, senin hayatında küçük bir çekmecede kilitli olmak, herkese beni küçük oyuncağın olarak anlatmanı öğrenmek nelere sebep olur? Şimdi sana olan hissizliğimin sebebi bu ihtimal işte. Bana ulaşmaya çalıştığında, karşımda durduğunda yüzünde kara boyalar görüyorum. Temizleyebilecek misin o boyaları? Peki benim yüzüme çaldığın, bulaştırdığın kara boyalar nasıl temizlenecek? Hadi diyelim uğraştık, didindik, belli belirsiz kalıntılarla temizledik pislikleri, ya sonra? Aynı yollardan mı yürüyeceğiz tekrar? Attığımız adımlar çamurlu sokaklara doğru mu olacak yoksa temiz ve güvenli caddelerde yan yana mı yürüyeceğiz bu kez?
Subscribe to:
Posts (Atom)