Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar inansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Saturday, 28 November 2009
Wednesday, 25 November 2009
Kimseye Etmem Şikayet
Anlıktı herşey..
Bakış,
Dokunuş,
Öpüş..
Anlıktı hayat..
Anlamı bir andaydı..
Yanındaki kalbin yanında huzurlu bir uykuda..
Yanından geçen bir kokuda..
Beraber dinlediğin bir şarkıda..
Bir anlık mutluluk içindi sonraki eziyet..
Göze alınabilirdi kalp sıkışmaları,
Nefessiz kalmalar,
Atmak istenip de atılamayan çığlıklar,
Her gece aralıksız görülen rüyalarda bile ezilmesi ruhun..
Bakış,
Dokunuş,
Öpüş..
Anlıktı hayat..
Anlamı bir andaydı..
Yanındaki kalbin yanında huzurlu bir uykuda..
Yanından geçen bir kokuda..
Beraber dinlediğin bir şarkıda..
Bir anlık mutluluk içindi sonraki eziyet..
Göze alınabilirdi kalp sıkışmaları,
Nefessiz kalmalar,
Atmak istenip de atılamayan çığlıklar,
Her gece aralıksız görülen rüyalarda bile ezilmesi ruhun..
Thursday, 28 February 2008
Bir varmış bir yokmuş da, iki inatçı keçi mutlu olabilmiş mi?
Bir dünya düşün, sadece haklı ve haksız olsun. Haklılar mütevaziliklerini kaybetmeden övünsün, gururlansın; haksızlar başını önlerine eğip vicdanlarının uygun gördüğü cezayı çeksin.
Bazen diyorum ki acaba siyahla beyaz yeter mi? Belki biraz da griler.. Dünya öyle rengarenk oldu ki sen istiyorsun toz pembe, ben istiyorum deniz yeşili. Sadece pembe ve yeşil değil ama; toz pembe, deniz yeşili!! Kim uydurdu ki şimdi bunları. Toz pembe mi ki? Pembeyse annem neden toz alır evde? Evimiz pembecik olsaydı hoş olmaz mıydı? Hem deniz yeşil mi? Ben bazen mavi olduğunu da görüyorum. Kışın camdan baktığımda da gri oluyor. Demek ki renkler öznelmiş. Demek ki aslında olan sadece siyahla beyaz. Kabul etmek istemediğimiz için onları evirip çevirip, giydirip süsleyip değiştirmeye çalışıyoruz. Hop, benim mesela şimdi yanar döner mavi bir fikrim oldu. Diyeceksin ki, be kız mavi hiç yanıp döner mi, mavi soğuk renktir bir kere. Fikir benim değil mi, rengi ben işlemedim mi? Yandı da döndü de, canıma değsin. Anlayacağın maviyi maviliğinden, yangını da yanarlığından ettim. Kısacası yaptım, oldu. Üzerine de bir bardak buz gibi kırmızı içtim.
Ne geri kafalısın sen. İlle de siyah ille de siyah. Ben sevmem öyle simsiyah. Yok siyahtan vazgeçmem dersen uçlarına hafif sarılar atalım da ben de ortak olayım siyahına. Olmaz mı?
Bazen diyorum ki acaba siyahla beyaz yeter mi? Belki biraz da griler.. Dünya öyle rengarenk oldu ki sen istiyorsun toz pembe, ben istiyorum deniz yeşili. Sadece pembe ve yeşil değil ama; toz pembe, deniz yeşili!! Kim uydurdu ki şimdi bunları. Toz pembe mi ki? Pembeyse annem neden toz alır evde? Evimiz pembecik olsaydı hoş olmaz mıydı? Hem deniz yeşil mi? Ben bazen mavi olduğunu da görüyorum. Kışın camdan baktığımda da gri oluyor. Demek ki renkler öznelmiş. Demek ki aslında olan sadece siyahla beyaz. Kabul etmek istemediğimiz için onları evirip çevirip, giydirip süsleyip değiştirmeye çalışıyoruz. Hop, benim mesela şimdi yanar döner mavi bir fikrim oldu. Diyeceksin ki, be kız mavi hiç yanıp döner mi, mavi soğuk renktir bir kere. Fikir benim değil mi, rengi ben işlemedim mi? Yandı da döndü de, canıma değsin. Anlayacağın maviyi maviliğinden, yangını da yanarlığından ettim. Kısacası yaptım, oldu. Üzerine de bir bardak buz gibi kırmızı içtim.
Ne geri kafalısın sen. İlle de siyah ille de siyah. Ben sevmem öyle simsiyah. Yok siyahtan vazgeçmem dersen uçlarına hafif sarılar atalım da ben de ortak olayım siyahına. Olmaz mı?
Friday, 8 February 2008
Pokim
İstemiyorum artık havalanmadan önce gözyaşı.
İstemiyorum artık havalandıktan sonra gözyaşı.
İnsan gerçekten özgür mü?
Evet mi?
Kendi kararlarımızı verebilir miyiz?
Biliyorum, özgürlük diğerinin özgürlüğünü kısıtladığın an biter.
Peki ikimiz kimin özgürlüğüne engel oluyoruz?
Neden bu kural benim özgürlüğüm sınırlandığında geçerli değil?
Hiç kimse benim özgürlüğümün sınırlanmasına aldırmadan geçiyor üstünden.
Eziyor
Parçalıyor.
...
Sona nasıl ulaşabiliriz?
Beklemenin kolay olduğu bir yere gitmek istiyorum.
Beklemenin zevkli olduğu
Bilip de ulaşamamanın verdiği göğsünü yırtıp kalbini fırlatma isteğinin olmadığı bir yere.
Çünkü ağzına bir damla mutluluk çalınınca vazgeçemiyorsun.
Mutluluk; içkiden, sigaradan, uyuşturucudan tehlikeli..
"O" hepsinden tehlikeli.
"O"nun mutluluk getirip getirmediği önemli değil.
"O"nun nefesinin kokusu, kesik kesikliği yetiyor yok etmeye tüm bağışıklıkları.
Ben o nefesi kokladım, o hırıltıyı dinledim.
Ne sabır kaldı bende ne de güç.
Ne dert kaldı ne derman.
Ne kalp kaldı ne beyin.
Sadece "O" kaldı.
Sadece "O".
...
Kürkçü dükkanım sıcak değil artık bana.
Dönüp dolaşma hevesim de bitti.
Şimdi sadece gitme isteğim var.
Koşup gitme
Arkama baka baka gitme
Vicdanım sızlaya sızlaya gitme
Keşkelerle gitme
Ama yine de gitme..
...
si la vida te da más de cinco razones para seguir
si la vida te da más de 5 rincones para dormir
si la vida te da más de 5 millones para morir
se fuerza la máquina de noche y de día
se fuerza la máquina de noche y de día
si la vida te da más de 5 cabrones para aguantar
si la vida te da más de 5 lecciones para no seguir
se fuerza la máquina de noche y de día
se fuerza la máquina de noche y de día
me llaman calle, calle baldosa, la revoltosa, bala perdida
me llaman calle, calle de noche calle de díano me rebajo ni por la vida
me llaman calle la sin futuro, la sin salida
me llaman calle, calle más calle
la de las mujeres de la vida
si la vida te da más de cinco minutos para gozar
si la vida te da más de cinco minutos para olvidar
se fuerza la máquina de noche y de día
İstemiyorum artık havalandıktan sonra gözyaşı.
İnsan gerçekten özgür mü?
Evet mi?
Kendi kararlarımızı verebilir miyiz?
Biliyorum, özgürlük diğerinin özgürlüğünü kısıtladığın an biter.
Peki ikimiz kimin özgürlüğüne engel oluyoruz?
Neden bu kural benim özgürlüğüm sınırlandığında geçerli değil?
Hiç kimse benim özgürlüğümün sınırlanmasına aldırmadan geçiyor üstünden.
Eziyor
Parçalıyor.
...
Sona nasıl ulaşabiliriz?
Beklemenin kolay olduğu bir yere gitmek istiyorum.
Beklemenin zevkli olduğu
Bilip de ulaşamamanın verdiği göğsünü yırtıp kalbini fırlatma isteğinin olmadığı bir yere.
Çünkü ağzına bir damla mutluluk çalınınca vazgeçemiyorsun.
Mutluluk; içkiden, sigaradan, uyuşturucudan tehlikeli..
"O" hepsinden tehlikeli.
"O"nun mutluluk getirip getirmediği önemli değil.
"O"nun nefesinin kokusu, kesik kesikliği yetiyor yok etmeye tüm bağışıklıkları.
Ben o nefesi kokladım, o hırıltıyı dinledim.
Ne sabır kaldı bende ne de güç.
Ne dert kaldı ne derman.
Ne kalp kaldı ne beyin.
Sadece "O" kaldı.
Sadece "O".
...
Kürkçü dükkanım sıcak değil artık bana.
Dönüp dolaşma hevesim de bitti.
Şimdi sadece gitme isteğim var.
Koşup gitme
Arkama baka baka gitme
Vicdanım sızlaya sızlaya gitme
Keşkelerle gitme
Ama yine de gitme..
...
si la vida te da más de cinco razones para seguir
si la vida te da más de 5 rincones para dormir
si la vida te da más de 5 millones para morir
se fuerza la máquina de noche y de día
se fuerza la máquina de noche y de día
si la vida te da más de 5 cabrones para aguantar
si la vida te da más de 5 lecciones para no seguir
se fuerza la máquina de noche y de día
se fuerza la máquina de noche y de día
me llaman calle, calle baldosa, la revoltosa, bala perdida
me llaman calle, calle de noche calle de díano me rebajo ni por la vida
me llaman calle la sin futuro, la sin salida
me llaman calle, calle más calle
la de las mujeres de la vida
si la vida te da más de cinco minutos para gozar
si la vida te da más de cinco minutos para olvidar
se fuerza la máquina de noche y de día
Thursday, 17 May 2007
Felicidades!
Gözümün önünde..
Kalbimin ilmik ilmik ayrıldığını hissediyorum.
Paramparça.
Nefesin yetmediği anlar..
Gerçeğin kaçınışmazlığı beton gibi çarpıveriyor yüzüme.
Bunca zaman korumuşken kendimi gerçekten, bir anda allak bullak oluveriyorum.
Ne saygı kalıyor kendime ne sevgi.
Hala ama hala...
Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Gözümün önünde canlanan sahneler...
Kendimi karşılaştırmalar.
Hayır ben karşılaştırılamam o görüntülerle.
Nefret ediyorum senden.
Nasıl harcandı o kadar zaman?!
Elimde görünmez bir bıçak, saplayıp duruyorum kendime. Nereme geldiğini umursamadan.
Hisler kayboluyor.
Soyutlar kopkoyu somutlara dönüşüyor.
Bir zamanlar sadece yumuşak olan dokular demir yığınına dönüşüyor.
Ve ben o demir yığınında eziliyorum.
Çürüyor bazı yerlerim.
Çürükleri, ezikleri tedavi edemiyorum.
Aldığım her darbede kendim daha az anlam ifade ediyor kendime.
Bu sefer değişir miyim acaba?
Gözümün önünde!
Ne umudum var artık ne de inancım.
Tebrikler.
Sanırım başaran sen oldun.
Tebrikler.
Kalbimin ilmik ilmik ayrıldığını hissediyorum.
Paramparça.
Nefesin yetmediği anlar..
Gerçeğin kaçınışmazlığı beton gibi çarpıveriyor yüzüme.
Bunca zaman korumuşken kendimi gerçekten, bir anda allak bullak oluveriyorum.
Ne saygı kalıyor kendime ne sevgi.
Hala ama hala...
Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa
Gözümün önünde canlanan sahneler...
Kendimi karşılaştırmalar.
Hayır ben karşılaştırılamam o görüntülerle.
Nefret ediyorum senden.
Nasıl harcandı o kadar zaman?!
Elimde görünmez bir bıçak, saplayıp duruyorum kendime. Nereme geldiğini umursamadan.
Hisler kayboluyor.
Soyutlar kopkoyu somutlara dönüşüyor.
Bir zamanlar sadece yumuşak olan dokular demir yığınına dönüşüyor.
Ve ben o demir yığınında eziliyorum.
Çürüyor bazı yerlerim.
Çürükleri, ezikleri tedavi edemiyorum.
Aldığım her darbede kendim daha az anlam ifade ediyor kendime.
Bu sefer değişir miyim acaba?
Gözümün önünde!
Ne umudum var artık ne de inancım.
Tebrikler.
Sanırım başaran sen oldun.
Tebrikler.
Wednesday, 16 May 2007
Thank you for curing me of this ridicilous obsession about love
Yeni mi? Daha önce hiç görmemiştim.
Hadi artık diğer yere gidelim. Kimler geliyor?
Merhaba siz de mi buradasınız? Ne güzel. İsimleriniz ne? Tanıştığımıza memnun oldum.
Sanırım olmayacak bu iş.
Evet oldu galiba.
Bu gece değil.
...
Hadi çıkalım, geç kalıyoruz.
Geldi işte, ben de seni bekliyordum.
Neden mi?
...
Günaydın.
Görüşmek üzere. Herşey için teşekkürler.
...
Evet mutluyum. Herşey çok güzel gidiyor. Umarım devam eder.
...
Ama neden?
Uzak mı? Nasıl yani?
Ama...
...
Gidiyor musun? İyi yolculuklar.
Tabi ki görüşürüz. Merak etme.
Kendine iyi bak.
...
Boşluk
...
Boşluk
...
Boşluk
...
Hoşgeldin.
Çok iyiyim.
Uzun zaman oldu.
Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?
Bilmiyordum, şaşırttın beni.
Sevindim.
Ne?
Ama daha iki dakika önce...
Anlıyorum.
Ne benimle ne bensiz diyorsun yani.
O zaman ben gideyim.
Hayır, bırak elimi.
İyi ederim ben kendimi.
...
İyi edemedim ben kendimi.
...
Yok canım bana bakmamıştır, yanlışın olacak.
İzledi mi gerçekten beni?
...
Neyse ya, böyle oldu bu hikaye de.
...
Senden hiç beklemezdim. Ne gerek vardı böyle bir şey yapmana.
Ama sen de yanındaydın.
Tabi ki dışarıda konuşabiliriz.
Hiçbir zaman anlayamadım bunların nedenini.
Hep aynı şeyleri söylüyorsun.
O zaman bırak da gideyim.
O zaman bırakma da gitmemeyim.
Dayanamıyorum.
Burayı terk etmem gerek.
Hayır peşimden gelme lütfen. Gelirsen...
Geliyorsun demek.
Hayır tekrar dinleyemem seni.
Daha fazla koşamayacağım.
Hala oturuyor musun orada.
İzleme beni lütfen.
Bana doğru geliyorsun farkındasın değil mi?
Yaklaşıyorsun.
Daha da yaklaşıyorsun.
Ama bana böyle sarılırsan...
Peki neden?
Madem saklayacaksın yüzünü boynumda, o zaman neden?
...
Dün gece rüyamda seni gördüm.
Halbuki sen yanımdaydın.
Daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı.
Yetmeyen, az gelen ne?
Ancak rüyalarımla beraber tamamlayabiliyorum varlığını, uyurken elin elime kenetlense bile.
...
Günaydın.
Gitmeliyim.
Hayır sen kal.
Güle güle.
...
Boşluk
...
Gelir misin?
Tamam on dakika sonra görüşürüz.
...
Boşluk
...
Deprem
...
Canavar
Gerginlik
...
Rahatlama
...
Boşluk
...
Belirsizlik
...
Boşluk...
Hadi artık diğer yere gidelim. Kimler geliyor?
Merhaba siz de mi buradasınız? Ne güzel. İsimleriniz ne? Tanıştığımıza memnun oldum.
Sanırım olmayacak bu iş.
Evet oldu galiba.
Bu gece değil.
...
Hadi çıkalım, geç kalıyoruz.
Geldi işte, ben de seni bekliyordum.
Neden mi?
...
Günaydın.
Görüşmek üzere. Herşey için teşekkürler.
...
Evet mutluyum. Herşey çok güzel gidiyor. Umarım devam eder.
...
Ama neden?
Uzak mı? Nasıl yani?
Ama...
...
Gidiyor musun? İyi yolculuklar.
Tabi ki görüşürüz. Merak etme.
Kendine iyi bak.
...
Boşluk
...
Boşluk
...
Boşluk
...
Hoşgeldin.
Çok iyiyim.
Uzun zaman oldu.
Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?
Bilmiyordum, şaşırttın beni.
Sevindim.
Ne?
Ama daha iki dakika önce...
Anlıyorum.
Ne benimle ne bensiz diyorsun yani.
O zaman ben gideyim.
Hayır, bırak elimi.
İyi ederim ben kendimi.
...
İyi edemedim ben kendimi.
...
Yok canım bana bakmamıştır, yanlışın olacak.
İzledi mi gerçekten beni?
...
Neyse ya, böyle oldu bu hikaye de.
...
Senden hiç beklemezdim. Ne gerek vardı böyle bir şey yapmana.
Ama sen de yanındaydın.
Tabi ki dışarıda konuşabiliriz.
Hiçbir zaman anlayamadım bunların nedenini.
Hep aynı şeyleri söylüyorsun.
O zaman bırak da gideyim.
O zaman bırakma da gitmemeyim.
Dayanamıyorum.
Burayı terk etmem gerek.
Hayır peşimden gelme lütfen. Gelirsen...
Geliyorsun demek.
Hayır tekrar dinleyemem seni.
Daha fazla koşamayacağım.
Hala oturuyor musun orada.
İzleme beni lütfen.
Bana doğru geliyorsun farkındasın değil mi?
Yaklaşıyorsun.
Daha da yaklaşıyorsun.
Ama bana böyle sarılırsan...
Peki neden?
Madem saklayacaksın yüzünü boynumda, o zaman neden?
...
Dün gece rüyamda seni gördüm.
Halbuki sen yanımdaydın.
Daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı.
Yetmeyen, az gelen ne?
Ancak rüyalarımla beraber tamamlayabiliyorum varlığını, uyurken elin elime kenetlense bile.
...
Günaydın.
Gitmeliyim.
Hayır sen kal.
Güle güle.
...
Boşluk
...
Gelir misin?
Tamam on dakika sonra görüşürüz.
...
Boşluk
...
Deprem
...
Canavar
...
Gerginlik
...
Rahatlama
...
Boşluk
...
Belirsizlik
...
Boşluk...
Tuesday, 15 May 2007
Si j'étais une fée...
Acıyor işte.. Acıyor..
Bekliyorum, öyle güçlü bekliyorum ki.. Duyuyor olsa gerek, geliyor.
Gelince canım acıyor.
Görünce...
Her sessizlikte biraz daha aşınıyorum.
Her sessizlikte biraz daha yoruluyorum.
Her sessizlikte bir parça daha toprak atıyorum üzerime.
Kıramadığım her sessizlikte daha çok düşüyorum, daha çok düşmek istiyorum.
Bazen bedenimi yırtıp dışarı kaçmak isteyen ruhum her sessizlikte bedenimde daha çok küçülüyor. Kaçacak, saklanacak karanlık bir köşe arıyor. Ama içerisi öyle karanlık ki gözleri bir türlü karanlığa alışamıyor.
Korkuyor bu sefer. Aydınlığa çıkmak istiyor ama en ufak bir ışık parçası bile bulamıyor.
Her çıkmazda hayat değiştirmek zorunda kalıyorum.
Her yeni hayatta daha kısa süreli oluyor başlama heyecanım.
Değiştirecek hayat kalmayınca ne olacak?
Ya bir gün değiştiremezsem ne olacak?
...
Nefret ettirene kadar peşini bırakmıyorum.
Üstüne üstüne gidiyorum.
Yıpratıyorum.
Yıpranıyorum.
Öldürüyorum.
Kolay oluyor ölmesi.
Kendi uzayıma çıkıyorum.
Uzayımda mutlu oluyorum.
Uzayımda hafif oluyorum.
Uzayımda benden başka kimseler olmuyor.
Sesler kayboluyor, izler kayboluyor, yüzler kayboluyor.
Sadece ben..
Görmek istediğim gibi.
Olmak istediğim gibi..
Değiştirebildiğim gibi..
Rüzgarın yüzüme vurması, saçlarımın arasından tenime ulaşması tebessüm oluyor dudaklarımda.
Beyaz perdelerin arkasına saklanan gözlerim ıslanıyor. Buğulanıyor her yer.
Parmaklarımla rüzgara dokunuyorum. Dokunuşalrım notalara dönüşüyor. Uçarcasına şarkılar yazıyorum.
Alıp kaçırıyorum kendimi.
"Belki bir gün..." diyorum.
"Belki bir gün..."
Bekliyorum, öyle güçlü bekliyorum ki.. Duyuyor olsa gerek, geliyor.
Gelince canım acıyor.
Görünce...
Her sessizlikte biraz daha aşınıyorum.
Her sessizlikte biraz daha yoruluyorum.
Her sessizlikte bir parça daha toprak atıyorum üzerime.
Kıramadığım her sessizlikte daha çok düşüyorum, daha çok düşmek istiyorum.
Bazen bedenimi yırtıp dışarı kaçmak isteyen ruhum her sessizlikte bedenimde daha çok küçülüyor. Kaçacak, saklanacak karanlık bir köşe arıyor. Ama içerisi öyle karanlık ki gözleri bir türlü karanlığa alışamıyor.
Korkuyor bu sefer. Aydınlığa çıkmak istiyor ama en ufak bir ışık parçası bile bulamıyor.
Her çıkmazda hayat değiştirmek zorunda kalıyorum.
Her yeni hayatta daha kısa süreli oluyor başlama heyecanım.
Değiştirecek hayat kalmayınca ne olacak?
Ya bir gün değiştiremezsem ne olacak?
...
Nefret ettirene kadar peşini bırakmıyorum.
Üstüne üstüne gidiyorum.
Yıpratıyorum.
Yıpranıyorum.
Öldürüyorum.
Kolay oluyor ölmesi.
Kendi uzayıma çıkıyorum.
Uzayımda mutlu oluyorum.
Uzayımda hafif oluyorum.
Uzayımda benden başka kimseler olmuyor.
Sesler kayboluyor, izler kayboluyor, yüzler kayboluyor.
Sadece ben..
Görmek istediğim gibi.
Olmak istediğim gibi..
Değiştirebildiğim gibi..
Rüzgarın yüzüme vurması, saçlarımın arasından tenime ulaşması tebessüm oluyor dudaklarımda.
Beyaz perdelerin arkasına saklanan gözlerim ıslanıyor. Buğulanıyor her yer.
Parmaklarımla rüzgara dokunuyorum. Dokunuşalrım notalara dönüşüyor. Uçarcasına şarkılar yazıyorum.
Alıp kaçırıyorum kendimi.
"Belki bir gün..." diyorum.
"Belki bir gün..."
Subscribe to:
Posts (Atom)