Tuesday, 27 July 2010

Bal kaymak

Bugün..
Sihirli kelime bugün..

Hafızamın bu duruma gelmesinin nedeni ben miyim acaba? Hiçbir şey hatırlamamak, unutmak istediğim bir şey miydi aslında? Herşeyi unutmak benim tercihim miydi?

Geriye dönüp baktığımda herşey flu, herşey bulanık, yarım yamalak.. Anılarım yok oluyor, hissettiklerim yok oluyor.. Yaşanmamış gibi..

Demek ki aslında önemli olan bugün. Yaşamak aslında bugünde. Önemli olan herşey bugünde. Bugünler, yarın unutulacak dünler.

Yaşamak ne kadar kolay aslında. Yaşayacağın sadece bir gün. Sağlam yaşarsan bugünü yarın da sağlam olur. Yarın henüz yaşanmamış bugün olur. Sıkıntı niye, üzülmek niye? Nasılsa unutulmayacak mı?

Diyorum ama.. Engel olamıyorum yarım kalmalara, engel olamıyorum boğazımdaki yumrulara, engel olamıyorum kalbimin kanamasına.. Engel olamıyorum işte..

Unutacağımı bildiğim her hissi çok derinden yaşamamayı öğrenemedim. Çürüklerin ilerlemesini durduramıyorum. Sevginin, anlayışın yerini sinir, öfke ve bencilliğin almasını durduramıyorum.

Solan bir çiçek gibi kapanıyorum içime. Unutulmuş ve unutulacak dünlerin, yüzlerin, seslerin, dokuların içinde renkli yapraklarımdaki su, hayat çekiliyor yavaş yavaş. Rengim parlaklığını kaybedip sönük bir sarıya dönüyor.


Sağlam bugünlerde suyumu arıyorum. Umutlar, hayaller geri gelin.. Aşk geri gelsin.. Aşkın her türlüsü geri gelsin. İyi kötü fark etmez.. Bencilliğimi alsın yeter. Yeniden hissedebileyim yeter. İçim aksın, sevgi gelsin, renkler gelsin, bugün gelsin.

Gelsin..
Ya da ben gideceğim..

Monday, 26 July 2010

Ateş böceği.. Evet, evet bu bir ateş böceği.. Demek ki onu görmek için en karanlık anı beklemek gerekiyor. Demek ki aslında derin karanlıklardan korkmamak gerek. O karanlıkların içinde aslında ateş böcekleri gizleniyor. Karanlığın içindeyim, uzaktan görüyorum onu. El sallıyor sanki. Ya da bana öyle geliyor. Yaklaşmalıyım ona. Çekinerek, ürkerek atıyorum adımlarını ona doğru.

Uzun zamandır beklediğim bu minik ateş böceğiydi. Şimdi gitmeliyim ona doğru.

Uzun zamandır kalbim küçük şeker parçaları pompalamamıştı kanımın içine karışan.

Monday, 19 July 2010

Özet

First, there is desire.
Then, passion.
Then, suspicion.
Jealousy.
Anger.
Betrayal.
When love is for the highest bidder, there can be no trust.
Without trust, there can be no love.
Jealousy, yes, jealousy will drive you mad.

Şifa

Toparlanıyorum sanki. Acaba tekrar aynı yanlışlara düşecek miyim? Aynı hatalara düşüp üzecek miyim kendimi?

Bana yazılar yazdıran esinti uçtu, gitti. Sanki onu hiç tanımamış gibiyim. Halbuki dibe vurduğum anları yaşadım o varken. Aslında o hiç olmadı da ben olabilir sanmıştım. Bu denemem de başarısız olunca dibe vurmuştum. Onunla ilgisi yoktu yani. Ona olan kızgınlığımın ve kırgınlığımın çok kısa sürmesinin nedeni de budur sanırım. Aslında o olduğu gibi olmaktan başka bir şey yapmamıştı. Ben onu kafamda farklı yaratmıştım. Ona sığınmak istemiştim geçmişi geçmişte bırakabilmek için. Aslında hayatıma girmesindeki amaca ulaşılmıştı. Görevini tamamlayıp gitmesi beni üzmüyor şimdi. Yolu açık olsun.

Peki ya şimdi geçmişle neler olacak? Eski özlemler geri gelecek mi? Eski hisler? Yalnızca dokunmaya, dokunulmaya, sevilmeye, özlenmeye olan açlığımın yanlış yollara itmesi korkutuyor beni. İradesizliğime bir kez daha yenilmek küçük düşürecek beni kendi gözümde. Kendime olan sevgimin boyutlarını düşünürsek pek de iç açıcı bir tabloyla karşı karşıya kalmayacağımızı görebiliyorum. Yapılacak herşeyi bilip de yapamamak ne demek? Mantık kayboluyor görünmez duyguların, görünmez elektriklenmelerin ardında.

Hiç mi güvenmiyorum artık sana yoksa içten içe n’olursa olsun deyip teslim olmak mı istiyorum bana yaşatacaklarına? Çelişkiler geldi yine. Duyduklarımı unutamıyorum bir türlü. Yaşadıklarımızı ben biliyorum. Seni gördüğüm zamanlardaki heyecanlarımı, bana sarıldığında kalbinin nasıl çarptığını ben biliyorum. Ama ya duyduklarım? Ya duyduklarım gerçekten senin tarafından dillendirildiyse? Soramıyorum da sana. Onaylamandan korkuyorum. Ben herşeyi kirlettim demenden korkuyorum. Eğer gerçekten sen kirlettiysen herşeyi hala bana bakacak, benimle zamanı paylaşacak kadar rahat olabilmen korkutuyor beni. Perdenin arkasında sakladığın benliğini sadece bana karşı sakladığını, aslında yalnızca beni perdenin arkasında sakladığını öğrenmek ne yapar bana? Benim kafamda yalnızca sen ve ben varken, senin hayatında küçük bir çekmecede kilitli olmak, herkese beni küçük oyuncağın olarak anlatmanı öğrenmek nelere sebep olur? Şimdi sana olan hissizliğimin sebebi bu ihtimal işte. Bana ulaşmaya çalıştığında, karşımda durduğunda yüzünde kara boyalar görüyorum. Temizleyebilecek misin o boyaları? Peki benim yüzüme çaldığın, bulaştırdığın kara boyalar nasıl temizlenecek? Hadi diyelim uğraştık, didindik, belli belirsiz kalıntılarla temizledik pislikleri, ya sonra? Aynı yollardan mı yürüyeceğiz tekrar? Attığımız adımlar çamurlu sokaklara doğru mu olacak yoksa temiz ve güvenli caddelerde yan yana mı yürüyeceğiz bu kez?

Wednesday, 23 June 2010

Kokteyl

Yağmurum ben; altında ıslanmak istemediğin ama pencereden bakmaktan kendini alamadığın..

Rakıyım ben; yalnızken tadı yüzünü buruşturan ama mezesi yanındayken kendinden geçiren..

Duvardaki yazıyım ben; yazanı dışında kimsenin anlamadığı..

Masalım ben; kahramanı olmanın hayalini kurduran..

Bebeğim ben; konuşmayı bilmediği için derdini anlatamayan..

Sigara dumanıyım ben; usulca iki dudak arasından çıkıp gökyüzünde kaybolan..

Balığım ben; denizin derinliğinde kimselerin görmediğini görebilen..

Kemanım ben; çalmasını bilen ellerde mest eden..

Dostum ben; konuşmaya bile gerek kalmadan anlaşacağın..

Dönmedolabım ben; yolcuları değişse de aynı yerde dönüp duran..

Anneyim ben; hayattan kaçmak istediğinde sığınabileceğin her an..

Zamanım ben; asla yorulmadan koşarcasına akıp giden..

Aşığın, sevgilinim ben; uzaklarda olsan da uyurken bırakmayacak elini..

Seninim ben; sadece senin olmak isteyen..

Friday, 18 June 2010

Rachmaninov

Uzaklardan bir yerlerden bir haber aldım bugün. Hayallerinin peşinden giden birinden bir haber aldım. Mutluluğun haberini aldım. Gidemeyecek olmama üzüldüm. Boğulduğum hayatımı bırakamayacağım, biliyorum. Göz altlarım mor uyanmaya devam edeceğim her gün. Böyle böyle çürüyüp yok olacak güzelliğim, heyecanlarım, çocukluğum, gençliğim, hayatım. Herkes bana saçmalamamamı söyleyecek. Ben de sırf bunu duymamak için konuşamayacağım kimseyle. Saçmalayamayacağım. “Herkesin sorunları var..“ “Kim tam anlamıyla mutlu ki..” “Bunun için değer mi bu kadar üzülmeye..” “Sen güçlü birisin..” “Sen herşeyin daha iyisini hak ediyorsun..” “Hayat güzel şeyler getirecek sana..” “Daha yolun başındasın..” “Sen çok iyi birisin..” “Daha ne yaşadın ki..” Sahi, ben ne yaşadım ki? Yaşayamadım ki bir türlü. Her seferinde bir seviye daha ileri oldu önüme çıkan saçmalıklar. Uyuştuğumu hissediyorum artık. Tam anlamıyla kızamıyorum, tam anlamıyla üzülemiyorum, tam anlamıyla sevinemiyorum, hakkını vererek ağlayamıyorum. Uyuşuyorum, hissizleşiyorum. Bir duygunun hissedememesi nasıl bir eziyettir kimse bilmez. Özünü kaybetmek gibi bir şey bu. Hislerini kaybetmek. Hayat boyu anıldığın şekli kaybetmek.

Öğüt vermeyin bana. Üzülme demeyin. Saçmalama demeyin. Daha çok küçüksün sakın demeyin. Siz öyle dedikçe ben daha da yalnızlaşıyorum. Kendimden bile kaçıyorum. Gitmek istemem bundan işte. İster takıntı deyin, ister saçmalık.
Ben gidince üzüleceksiniz. Ama sadece bir süre. Sonra unutacaksınız. Benim sizde bıraktığım bir iz yok çünkü. Benim hayata bırakabildiğim hiçbir şey yok. Benim size bırakabildiğim bir şey yok.

Ben gidince annem üzülecek, hırpalıyacak kendini. Kendini bir türlü bulamamış, güvensiz, buruk, hep yanlış tercihler yapan, hiç büyüyemeyen çocuğu için ağlayacak. Ona karşı hep kapalı olduğum, hiçbir şey paylaşmadığım için beni suçlayacak. Onu hiçbir zaman anlayamadığımı, onu sevmediğimi, onu hep eleştirdiğimi düşünecek. Aklına güzel bir anı gelmeyecek büyük ihtimalle. Ona rağmen eksikliğimi çok hissedecek.

Ben gidince babam üzülecek, çok canı yanacak. Hiçbir şey paylaşmasa bile hayattaki tek gerçek yakını yok olacak. Övündüğü, bakınca içi gittiği çocuğu da onu bırakıp gitmiş olacak. Dünyanın en yalnız insanı olduğunu daha yoğun hissedecek.

Ben gidince kardeşim üzülecek, içindeki boşluk büyüyecek. Asla olmak istemediği insan olsam da onu kayıtsız şartsız seven, ona aşık olan ablasını, sonsuz kere sığınabileceği kolları, hayatının her anındaki desteğini, yanında konuşmak zorunda olmadığı, kendini açıklamak zorunda olmadan yatıp ağlayabileceği, soru gelmeyecek kucağını, yargılanmamayı kaybedecek. Ben gidince en büyük kötülüğü, bencilliği ona karşı yapacağım.

Ben gidince diğer yarım üzülecek. Pizzadan, tavuktan, tuşudan eski tadı alamayacak. Belki ağzından çıkan tek heceden ne söyleyeceğini başka kimse anlamayacak. Neden gittiğimi hep merak edecek. Benim için üzülecek. Başıma gelenlerden ve beni çürütenlerden nefret edecek.

Ben bir gün gideceğim. Kendim için bir şey yapıp gideceğim. İçimde kalacak yumrularımla gideceğim. Görmek istediğim yerleri görmeden, benliğimi hissettiğim işi yapamadan, insanların duyunca ağladığı bir şarkı olamadan, tüylü, tombul, başına buyruk bir serçe olamadan, her bakışımda bir kere daha aşık olduğum erkeğim bebeğimi kucağıma vermeden, düşlediğim gibi sevilmeden, kendime yetemeden, eksik kalarak gideceğim. Dünyada, dünyalılarla yaşamayı başaramamış bir noktacık olarak gideceğim.

Sakın benim için üzülüp de kendinize haksızlık etmeyin. Bana verdiğiniz öğütleri uygulayın siz insanlar. Ben insan olamadım. Siz olun, siz kurallara göre oynayın, eğer yapabilirseniz.

Tuesday, 15 June 2010

Ne yaptım biliyor musun?

İlk defa gözlerimi sımsıkı kapamadım. Ya da kapayamadım diyelim. Biliyordum böyle bir son olacağını, ne zaman gelecek diye bekliyordum. Yine de çok canım acıdı.
"Git desem de kal desem de yaş dolar gözüm. Dokunma yaralarıma, içimde çıkmaz yollara. Yapma, dudaklarınla kalbime dokunup onu acıtma. Vurma yaralarıma. Kar yağmasın baharıma. Yapma, dudaklarınla kalbime dokunup onu acıtma.."

Gülmeye başlamıştım ben, mutlu olmaya başlamıştım. Yolda yürürken bulutları hissetmeye başlamıştım.
"Açtım ellerimi dilenci gibi. Çok görme ne olur, çevirme geri. Küçük bir çocuğun sevinci gibi avuç içi kadar mutluluk yeter.."

Ben mutluluğu yaşarken küçük bir kuş ayaklarındaki minik tırnaklarını içimde bir yerlere batırarak beni gerçeklerden koparmamak için uğraştı. Hissediyordum kuşumun bana yardım etmek istediğini. Olabildiği kadar kulak vermeye çalıştım ona.
"İfadende kararsızsın, ışıkların altında. Seni tutan bir şeyler var, korkuların yanında.."

Bir gün oldu, bir akşam. Özlemekli bir akşam oldu. Yakın, içten bir akşam. O akşam kendimi açtım. O akşam inandım ben ona. Dudaklarım inandı, kalbim inandı. İlk defa yanımdan ayrıldığında son kez bakıyormuş gibi bakmadım arkasından.
"Hadi gir ruhuma sar beni, çal fikrimi deli et beni, fırtınalar kopar içimde, unuttur bana kendimi.."

O gece gülücüklerle uyudum. Nereden bileyim keşke uyanmasaydım diyeceğimi? Maalesef uyandım. Öyle bir uyandım ki.. Sudan çıkmış balık oldum. Kendi kendime çırpındım. Nefes alamadım. Bir ağladım, bir güldüm. Duvarlar arasında duramadım. Kızdım neye kızdığımı anlamadan. Kendime kızayım dedim, olmadı. Ona kızayım dedim, o da olmadı. İçimdeki delikle kalakaldım.
"Yerimi bilmem, bilmem ne taraftayım. Sesimi duymam, ne zamandır araftayım.."

Şimdi bilmiyorum neredeyim. Bilmiyorum ne hissedeyim. Bir yanım hala beklerken onu bir yanım arkama bakmadan kaç diyor yalvararak. Kaçmak en iyisi, en doğrusu belki de.
"Hani var ya tutamazsın kendini. Bir ümitle ya olursa dersin hep bile bile herşeyin bittiğini. Sonradan kor ayrılıklar an be an akıp gider zaman sana aldırmadan.."


Biliyorum, bir gün olacak ben arkama bakınca ne hissettiğimi bile hatırlamayacağım. Biliyorum, hayat bana bir sürü sürpriz getirecek. Ben bir gün birini çok mutlu edeceğim. Onu mutlu edebildiğim için kendimi de seveceğim. Şimdi sen bana üzülme diyeceksin yine. Sen istemesen de ben üzüleceğim. Sen olsan da olmasan da üzüleceğim. Çok taze daha herşey. Ben olabildiğince üzüleceğim ve bu sayede atacağım bütün hastalıklı duygularımı kalbimden. Kırgınlığımı sonuna kadar deşerek sivri çakımla, atacağım her parçanı içimden. Bir gün senin bana verdiğin burukluk yalnızca bir çentik olacak diğerlerinin yanında. Ben şarkılarımı hep söyleyeceğim o çentiklerin hepsine tepeden bakarak.
"Sen hey sen
En son giden
Sen sen olmayacaksın
Bana güven istersen
Ne canım böyle yanıp coşacak
Ne bu mevsim hep kış kalacak
Yeniden bulacak birini bu kalp bulacak
O da gitse son olmayacak bana güven istersen
Aynı deftere isimler yazacak ellerim
Yanınıza sevgililer, yeni sevgililer seçecek geceler bilirim
Zor gelecek, çok zor gelecek bazen dostlarım bile
En son sevdiğin, son sevdiğin ben olmayacağım bana güven
Yaz ortasında için bir anda ürperecek
Bir gülecek bir küseceksin ama geçecek
Aşk kendini aşk bizleri zar zor temize çekecek
Senin de boynu bükük bir defterin olacak bir gün
Bana güven."