Friday, 4 December 2009

Nihayet

Uyandım bembeyaz bir sabahtı
Son yıllardaki en sert ayazdı
Sıcacıktın taze kahve tadında
Havalandı kalbim kuş kanadında

Oysa umut ne kadar azdı
Gündelikti, anlıktı, birazdı
Okşarken inatçı saçlarını
Hissettiğim kara kışta sarı yazdı

Nihayet

Diyar diyar gezdim geldim
Safiyeti sezdim geldim
Kendi ateşine yanan pervaneydim
Yalanımdan bezdim geldim

Uzandım, örttüm bağrını usulca
Öptüm olgun erik gibi ağzını
Yürekten bir dua kondurdum alnına
Tadını çıkar dedim kalbime

Oysa umut ne kadar azdı
Gündelikti, anlıktı, birazdı
Okşarken inatçı saçlarını
Hissettiğim kara kışta sarı yazdı

Nihayet

Diyar diyar gezdim geldim
Safiyeti sezdim geldim
Kendi ateşine yanan pervaneydim
Yalanımdan bezdim geldim

Thursday, 3 December 2009

10

Tek kare
Tatlı
Donuk
Utangaç
Tek karede gördüm hepsini
Anlar donup kaldı
Ben donup kaldım
Hayal gibiydi herşey

Uyanış..

Tam açmaya heveslenecekken
Yüzüne çarpılan kapılar
O kapıların ardından bakakalmak
“Ağlarken içim
Güldü gözlerim
Bir günah gibi gizledim”
Sadece bir tane değildi gizlediğim
Çoktu
Çok
...
Dalan gözlerimi üzerine aldı
Oysa ki o değildi dalıp gittiğim
O sadece deryada bir damlaydı
Başka damlalar geldiğinde
Karışıp gidecek onlarcasının arasına
Daldığım kendimdi
Kendi hayatım
Kendi benliğim
Kendi seçimlerim
Onda aradığım dostluktu
Farklılıktı
Delilikti
Saplantılı bir şeydi belki de
Olmayacağın verdiği hazdı
Artık beklemiyorum hiçbir şey
Ben sıcaklığı beklerken
Gözü gözümden kaçar oldu
Benden kaçar oldu
Büyü bozuldu
Özlediklerim oldu
Gördüklerim özlediklerimi boğdu
Özlediklerim bir anda rüya oldu
Ben rüya oldum
Herkesin hayatından yok oldum
Sabah kalktıklarında kafalarına takılan
Ama hatırlayamadıkları
Hatırlayamadıkları için silip attıkları
Ama bir gün gerçek olacağım
Etten kemikten
Herkesten herşeyden daha gerçek
O zaman bir anda hatırlayacaklar beni
Görükleri ama unuttukları rüyayı
Görmek isteyecekleri
Ama bir daha göremeyecekleri rüyayı
Burulacak içleri
Burulacak içim
Hepsi için
Kocaman sarılacağım hepsine
Bir anlığına
Ve çıkıp gideceğim hayatlarından uzaklara
Aynadaki buhar olacağım
Ya da bir göz kırpış uzaklıktaki hayal
Aynada görünüp kaybolan

Söz-Müzik: Sezen Aksu

Gidiyorum yine bu şehirden
Ayaklarım geri geri
Tekerlekler almış başını
Dönüyor dönüyor

Sanki bütün büyük aşkların ortak kaderi
Ah beni en çok bu mahvediyor

Ah beni beni
Vah beni beni
Nerelere gideyim, nasıl edeyim
Al beni beni
Sar beni beni
Saramazsan eğer körfeze bırak
Gurup ile söneyim

Saturday, 28 November 2009

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar inansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel

Wednesday, 25 November 2009

Kimseye Etmem Şikayet

Anlıktı herşey..
Bakış,
Dokunuş,
Öpüş..
Anlıktı hayat..
Anlamı bir andaydı..
Yanındaki kalbin yanında huzurlu bir uykuda..
Yanından geçen bir kokuda..
Beraber dinlediğin bir şarkıda..

Bir anlık mutluluk içindi sonraki eziyet..
Göze alınabilirdi kalp sıkışmaları,
Nefessiz kalmalar,
Atmak istenip de atılamayan çığlıklar,
Her gece aralıksız görülen rüyalarda bile ezilmesi ruhun..

Thursday, 28 February 2008

Bir varmış bir yokmuş da, iki inatçı keçi mutlu olabilmiş mi?

Bir dünya düşün, sadece haklı ve haksız olsun. Haklılar mütevaziliklerini kaybetmeden övünsün, gururlansın; haksızlar başını önlerine eğip vicdanlarının uygun gördüğü cezayı çeksin.
Bazen diyorum ki acaba siyahla beyaz yeter mi? Belki biraz da griler.. Dünya öyle rengarenk oldu ki sen istiyorsun toz pembe, ben istiyorum deniz yeşili. Sadece pembe ve yeşil değil ama; toz pembe, deniz yeşili!! Kim uydurdu ki şimdi bunları. Toz pembe mi ki? Pembeyse annem neden toz alır evde? Evimiz pembecik olsaydı hoş olmaz mıydı? Hem deniz yeşil mi? Ben bazen mavi olduğunu da görüyorum. Kışın camdan baktığımda da gri oluyor. Demek ki renkler öznelmiş. Demek ki aslında olan sadece siyahla beyaz. Kabul etmek istemediğimiz için onları evirip çevirip, giydirip süsleyip değiştirmeye çalışıyoruz. Hop, benim mesela şimdi yanar döner mavi bir fikrim oldu. Diyeceksin ki, be kız mavi hiç yanıp döner mi, mavi soğuk renktir bir kere. Fikir benim değil mi, rengi ben işlemedim mi? Yandı da döndü de, canıma değsin. Anlayacağın maviyi maviliğinden, yangını da yanarlığından ettim. Kısacası yaptım, oldu. Üzerine de bir bardak buz gibi kırmızı içtim.
Ne geri kafalısın sen. İlle de siyah ille de siyah. Ben sevmem öyle simsiyah. Yok siyahtan vazgeçmem dersen uçlarına hafif sarılar atalım da ben de ortak olayım siyahına. Olmaz mı?