Thursday, 2 September 2010

Tüy

Biliyorum, her seçiş bir vazgeçiştir. Ama ben istemeyerek seçiyorum. Zorunda olduğum için seçiyorum. Seçmeye zorunda bırakılıyorum. Ben seçmiyorum. Benim yerime seçilmişleri kabulleniyorum. Bana kimse hikaye anlatmasın bir şeyi çok isteyince olur diye. İstiyorum deliler gibi. Korkutuyorlar. Onlarca adım atmak istiyorum bu yolda. Çok çalışmak istiyorum. Herkesin söylediği gibi ikisini de aynı anda yapmak istiyorum. Buna enerjim var, buna isteğim var, buna cesaretim var. İmkânım yok elimde. Birlikte yap demek kolay, birlikte yapabileceğim şartlar yok. Ah ulan hayat. Yetmedi mi hala? Adım atmak için ayağımı her kaldırdığımda neden omuzlarımdan tutup geri çekiyorsun beni? Neden izin vermiyorsun yavaş yavaş da olsa ilerlememe? Kızıyorum, üzülüyorum, isyan ediyorum da artık. Ellerim hep boş kalıyor! Dondurmasının en tatlı yeri yere düşmüş, süslü uçan balonu yok yere patlamış bir çocuk gibi buruk kalıyorum her seferinde. Yapma! Yapma artık. Bırak etrafta koşuşturayım balonumla. Bırak da kırabileyim artık zincirlerimi. Bırak da yaklaşabileyim hayalime. Bırak beni gideyim. N’olur! Bu haldeyken sana bir yararım olmaz. Kendimeyse çok zararım olur. Dünyanın bir mutsuz insana daha ihtiyacı yok. Bırak ben de mutluluğum için gerekenleri yapayım. Her işte bir hayır vardır, inanırım. Ama ardı ardına gelen imkânsızlıklarda ne hayır olduğunu gerçekten anlayamıyorum. Madem geri çekiyorsun beni, bari tutunacak bir mazeret göster. Bari bardağın dolu tarafını da göster. Yapma gözünü seveyim. Bırak artık beni. Bırak da ait olayım bir yerlere. Bırak da kendimi bulayım. Bulamasam bile arama yolunda, bulabilme umudumun olduğu yerlere bakabileyim.
Yanlış anlama olmasın. Hayatla yetinemeyen, değerini bilmeyen biri değilim. Sahip olduklarım için şükretmesini her zaman bilmişimdir. Yalnızca amaçlarım, hedeflerim var benim. Gerçek mutluluğu bulacağıma inandığım yollar var. Ben biraz da o yollardan gitmek istiyorum. O yollarda koşup yorulmak, düşüp kalkmak istiyorum. Yollarımın önündeki demir kilitlerin anahtarlarını ver artık bana. Ya da nerede olduğunun ipuçlarını ver en azından. Ben bir şekilde bulup açarım onları. Yeter ki sen bulabilmeme izin ver.

No comments: